Dr. Mazen el-Mutabakani’nin “İngiliz Diyarına Yolculuklarım” Adlı Eserine Dair Bir Değerlendirme ÖZET (SUNUM YAZISI) “İngiliz Diyarına Yolculuklarım” – Bir Seyahatnameden Daha Fazlası Her seyahat eden yazmaz, her yazan da gerçekten yolculuk etmez. Ancak Suudi Arabistanlı akademisyen ve oryantalizm uzmanı Dr. Mazen el-Mutabakani, “İngiliz Diyarına Yolculuklarım” adlı eserinde çağdaş seyahatname edebiyatının nadir örneklerinden birine imza atıyor. Bu kitap; şehirleri değil ruhları okuyan, anıtları değil ahlakı gözlemleyen ve turistik simgelerin peşinde değil, sessiz insani ayrıntıların izinde koşan bir başyapıt. Yazarın Exeter ve Oxford’da geçen uzun ikameti, İngiliz toplumunun içinden bir bakış sunarken, kitabı sıradan bir gezi rehberi olmaktan çıkarıp derin bir medeniyet analizine dönüştürüyor. Mutabakani, bu eserde üç güçlü unsuru bir araya getiriyor: kişisel günlük samimiyeti, gazetecilik gözlemciliği ve akademik eleştirelliği. Eserin en dikkat çeken yanı ise yazarın cesur özeleştirisi ve dengeli bakış açısıdır. Mutabakani, ne Batı’ya körü körüne hayranlık duyar ne de ona tepeden bakar; İngiltere’nin sağlık hizmetlerindeki mükemmelliğini ve düzenini överken, aile çözülmesi ve yalnızlık gibi derin toplumsal yaralarını da perdelemez. Aynı sertlikte Arap bürokrasisini, toplumsal ataleti ve İslam dünyasındaki aksaklıkları da eleştirir. Kitabın bir diğer güçlü yanı ise ailevi boyutudur. Yazar, eşi Hatice ve oğlu Haşim ile yaşadığı gündelik mücadeleleri, ev arayışını, kira derdini ve çocuğunun sağlık hikâyelerini anlatırken okuyucuyu soğuk bir akademik metnin değil, sıcak ve yaşanmış bir hayatın içine çeker. Sayfalara serpiştirilmiş uzun hikâyeler (İngiliz profesörün trajedisi, Mason ev sahibesi, Afgan kadınla geçen ev paylaşımı) ise kitabı adeta sürükleyici bir romana dönüştürüyor. Bu eser, yalnızca Britanya’nın 2000’li yılların başındaki toplumsal aynası değil, aynı zamanda Doğu ile Batı arasında köprü kuran, İslam’ı hikmetle savunan ve insanı merkeze alan bir başucu kitabı niteliğinde. Dr. Mutabakani, bu yolculukta sadece İngiltere’yi değil, kendi kimliğini, sabrını ve inancını da test ediyor. Kısacası: Bu kitap, ne salt bir seyahatname, ne katı bir akademik tez, ne de bir vaaz metnidir. O; bir babanın yüreğini, bir araştırmacının zihnini, bir gazetecinin kalemini ve bir müminin ruhunu taşıyan, çağımıza ışık tutan eşsiz bir başyapıttır. Giriş: Her seyahat eden yazmaz, her yazan da gerçekten yolculuk etmez. Ancak Suudi Arabistanlı akademisyen ve oryantalizm uzmanı Dr. Mazen Mutabakani (Allah onu korusun), “İngiliz Diyarına Yolculuklarım” adlı eserinde çağdaş seyahatname edebiyatının eşsiz bir örneğini sunmayı başarmıştır; öyle bir kitap ki şehirleri tasvir etmekten çok ruhları okur, tarihi eserleri kaydetmekten çok ahlakı gözlemler, turistik simgelerin peşinde koşmaktan çok sessiz insani ayrıntıları avlar. Doğu ve Batı’ya yaptığı seyahatler serisinin ilk halkası olarak yayımlanan bu kitap, sıradan anıların ötesinde, oryantalizm araştırmacısı, üniversite hocası, eş ve baba olan ve dinine ve ümmetine karşı sorumluluk hisseden mümin bir şahsiyet tarafından kaleme alınmış kapsamlı bir medeniyet projesidir. Yazarın İngiltere’nin Exeter kentinde (ve Oxford Üniversitesi’nde) uzun süre ikamet etmesi, ona İngiliz toplumunun içinde yaşama fırsatı sunmuş, bu da yazılarının hayat dolu olmasını ve sıradan bir turistin yüzeysel bakış açısından uzak durmasını sağlamıştır. Bu yazıda, bu güzel esere eleştirel bir mesafeden değil, onu kutlamak, dersler çıkarmak, estetik yönlerini tefekkür etmek ve Arap-İslam kütüphanesine seyahatname ve karşılaştırmalı çalışmalar alanında kattığı büyük değeri gözler önüne sermek amacıyla yaklaşmaya çalışacağız. Birincisi: Yazar… Mutabakani, kulesinde yaşayan bir araştırmacı ya da toplumdan kopuk bir edebiyatçı değildir. Kitapta yer alan özgeçmişinden anlaşıldığı üzere, çok yönlü ve deneyimli biridir; tarih okumuş, oryantalizm alanında uzmanlaşmış, gazetecilik yapmıştır (sekiz yıl haftalık, ardından dokuz ay boyunca günlük köşe yazıları yazmıştır), oryantalizm üzerine uzmanlaşmış bir web sitesi kurmuş ve genç yaşta Amerika’ya seyahat etmiştir. Bu çeşitli deneyimler bir engel değil, aksine ona olaylara bakışta olağanüstü bir olgunluk kazandırmıştır; gerçeği tarihçi gözüyle okur, gazeteci gözüyle analiz eder, araştırmacı gözüyle eleştirir ve kira fiyatlarının yüksekliği ile vize bürokrasisinin karmaşıklığından muzdarip sade bir insan gözüyle yaşar. Sesini özel kılan şey tamamen samimi olmasıdır; yapmacıktan ve gösterişten uzaktır. Maddi sıkıntılarını açıkça yazar, eşinin korkusunu içtenlikle anlatır ve Suudi bürokrasisinden duyduğu hayal kırıklığını cesaretle dile getirir. Bu samimiyet, onu okuyucuya bir profesörün ders vermesinden çok, bir arkadaşın hikâyesini anlatması gibi yakın kılar. İkincisi: Ailevi Boyut… İnsan Olarak Mazen Kitabın en ilginç ve en derin yönlerinden biri, Mutabakani’nin seyahatinin bireysel değil, tam anlamıyla bir aile seyahati olmasıdır; eşi Hatice (Ümmü Haşim) ve küçük oğlu Haşim, onun her ayrıntısına eşlik eder. Bu küçük aile, yalnızca birer “seyahat arkadaşı” değil, aynı zamanda yazarın İngiliz toplumunu gördüğü mercektir. · Hatice bağımlı bir figür değil, gerçek bir ortaktır: Camide onunla birlikte tecvit derslerine katılır, Londra’nın gece otobüsünde korkar, ev arayışında ona eşlik eder ve Afgan ev sahibesiyle olan ilişkisini akıllıca yönetir. Mutabakani, eşinden saygı ve sevgiyle bahseder ve bu, gurbet ortamında dayanışma içindeki Müslüman ailenin güzel bir örneğini yansıtır. · Henüz iki yaşını doldurmamış olan Haşim ise kitaba ayrı bir sıcaklık katar; yazarın Exeter’in yokuşlu sokaklarında bebek arabasını itmekten, parklardaki ücretsiz oyuncaklara duyduğu sevinçten ve İngiliz hastanesinin gösterdiği özenden bahsetmesi, tamamen insani karelerdir ve okuyucuya “medeniyetin” çocuklara ve zayıflara gösterilen özenle ölçüldüğünü hatırlatır. Bu ailevi boyut, kitabı soğuk bir gözlemden sıcak ve yaşanmış bir deneyime dönüştürerek okuyucuyu yazarın sevinç ve kederlerine ortak eder ve kitabın derslerini çok daha etkili kılar. Üçüncüsü: Özeleştirinin Cesareti ve Erdemleri İtiraf Etme Yürekliliği Mutabakani’nin en güzel yanı, başkalarının kusurlarını görmeden önce kendi kusurlarını görmesidir. Seyahatname edebiyatında nadir rastlanan bir cesaretle, Arap ve İslam özeleştirisine adanmış bölümler kaleme alır: · Akademik bursunun kaybolmasına neden olan Suudi bürokrasisini ve fen fakültelerinin önüne geçen karmaşık prosedürleri eleştirir. · Emekli olduktan sonra ailelerine “huysuzluk” eden, evin her detayına müdahale eden Arap emeklileri eleştirirken; İngiliz gazete satıcısı yaşlı adamın aktif ve onurlu bir şekilde çalışmaya devam etmesini örnek gösterir. · Batı’ya yerleşen, cömertlik ve yiğitlik gibi değerlerini yitirip yerli halktan daha açgözlü hale gelen Arapları eleştirir. · Arap üniversitelerini, bilimsel araştırmayı teşvik etmemekle ve kararların bürokratik ellerde toplanmasıyla eleştirir. Bu cesaret, okuyucunun yazarına tamamen güvenmesini sağlar; zira o, kusurlarını örten ve oklarını yalnızca dışarıya yönelten biri değil, aksine özeleştiri yapan bir adamdır ve bu, entelektüel olgunluğun özüdür. Diğer yandan, İngiltere’nin erdemlerini itiraf etmekten de geri durmaz: · Kendisine ve oğluna uyruğunu sorgulamadan ücretsiz tedavi sunan sağlık hizmetleri. · İnsana ve çevreye verilen önemi yansıtan geniş kamu parkları. · Otobüs ve trenlerdeki dakiklik ve düzen. · Toplumun çocuklara ve yeni doğanlara gösterdiği özen (ebe ziyaretleri, ücretsiz klinikler). · Etkisi ve yaratıcılığıyla takdir ettiği büyük İngiliz edebiyatı (Shakespeare, Dickens). Bu diyalektik (İngiltere’den nefret ediyorum ve onu seviyorum), kitaba derinlik ve canlılık kazandırır ve onu yaygın olan tek taraflı söylem tuzağından kurtarır. Dördüncüsü: Kitabın 2000’li Yılların Başındaki Britanya’nın Toplumsal Aynası Olması Mutabakani, son derece önemli bir tarihsel ana tanıklık eder; 7 Temmuz 2005 saldırılarının hemen ardından Britanya’da yaşar, 2006 İtalya Dünya Kupası kutlamalarına tanık olur, Tony Blair’in istifasını takip eder ve vize yasalarında sıkılaşmayla yüzleşir. Bu anlar birer arka plan değil, analizinin bir parçasıdır: · Gazetelerde kürtaj oranlarındaki artışı, aile çözülmelerini, ev içi şiddeti ve göçmen işçilerin trajedisini okur ve derin ahlaki krizler yaşayan bir toplumun belgelenmiş bir resmini sunar. · Ancak aynı zamanda sivil toplumun çabalarını, basındaki açık tartışmaları ve parlamentonun hükümeti denetlemesini de göz ardı etmez ve bakış açısı genel olarak eleştirel olsa da dengeli bir tablo çizer. Bu titiz belgeleme, kitabı “11 Eylül sonrası Britanya”sını bilinçli bir Arap-İslam perspektifinden anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağı haline getirir. Beşincisi: Yazarın Gizli Ruhu (Edebi ve Felsefi Yönü) Mutabakani, salt kuru bir araştırmacı değil, aynı zamanda bir edebiyatçı ve mütefekkirdir; edebi imzası birçok yerde kendini gösterir: · Edebi göndermeleri: Shakespeare ve Dickens’a yaptığı atıflar, Arap şiirinden etkilenmesi, Cezayirli bir bakanı ziyareti sırasında ezberlediği şiir dizeleri ve babasının okuldaki hocasıyla yaşadığı anı. · Tasavvufi ve felsefi dokunuşları: Medine-i Münevvere kıraat âlimi Şeyh İbrahim el-Hadr’den bahsetmesi, babasının “İşler vaktine bağlıdır” sözünü derinlemesine düşünmesi, yazma ve erteleme üzerine geliştirdiği felsefe ile adamın mezarlıkta bir, fakültede ise bir kez olmak üzere ölümü iki kere hatırlaması hikâyesi. · Mizahı ve doğallığı: Exeter’deki “deli ve garip insanlardan” bahsetmesi ve ev sahipleriyle yaşadığı komik anılar. Tüm bunlara ek olarak, Mutabakani’nin üslubu eşsiz bir dilsel güzelliğe sahiptir; sade ama etkili, sıradan okuyucuyu ezmeyen ancak sıradan da olmayan, günlük konuşma diline yakın ama derin analiz ve beliğ ifade yeteneğini içinde barındıran bir dille yazar. Cümleleri kısa, tasvirleri keskin, diyalogları ise okunmaktan çok duyuluyormuş gibi akıcıdır. Bu üslup, kitabı son derece okunaklı kılar ve malzemenin yoğunluğuna ve zenginliğine rağmen okuyucuyu sayfalar boyunca sıkmadan devam etmeye teşvik eder. Altıncısı: Eşsiz Metodoloji… Kişisel Anılar ve Gazetecilik Analizi Mutabakani’nin üslubu, şunları ustaca harmanlamasıyla karakterizedir: 1. Kişisel Günlük: Gününün ayrıntılarını, karşılaşmalarını ve duygularını kaydeder. 2. Gazetecilik Analizi: İngiliz gazetelerini derinlemesine okur, istatistiklerini ve analizlerini aktarır. 3. Eleştirel Yorum: Okuduklarını, gördükleriyle ve bir Müslüman olarak inandıklarıyla ilişkilendirir. Bu üçlü metodoloji, kitabı bilgi açısından zengin kılar ve Arap okuyucuya genellikle Arap kitaplarında bulamadığı nadir bir malzeme sunar; haberi olduğu gibi okur, ardından Arap bir yazarın yorumunu okur ve bu sayede farklı bir kültüre yakın ve doğrudan bir üslupla pencere açar. Kitap ayrıca açık bir akademik değer kazanır; oryantalizm, karşılaştırmalı sosyoloji, Batı medyası ve eğitim politikaları araştırmacıları için, Britanya’daki Müslüman toplulukların gerçekliği, Batı üniversitelerinin İslam’a karşı tutumları ve 11 Eylül sonrası Batı medya söylemlerinin dönüşümü hakkında nadir saha malzemesi sunan bir referans niteliğindedir. Aynı zamanda çağdaş seyahatname yazım metodolojisi üzerine çalışanlar için de bir vaka çalışmasıdır. Yedincisi: Büyük Hikâyeler… Küçük Romanlar Kitabın en harika yönlerinden biri, bağımsız birer roman olmaya aday uzun hikâyeler içermesidir: · İngiliz profesör ve zengin Yahudi öğrencinin hikâyesi (onlarca sayfa sürer): Olay örgüsü tamamdır; tacizle suçlanan bir üniversite hocası, zengin bir babanın müdahalesi, idari entrikalar, öğretim üyeleri sendikası, erken emeklilik ve Amerika’ya yolculuk. Bu hikâye, Batı üniversitelerinin ahlakına ve çıkar çatışmalarına eleştirel (ancak ilgi çekici) bir bakış sunar. · Mason locasında ev sahibiyle yaşanan hikâye: Kocası vefat etmiş olmasına rağmen onunla manen yaşayan yaşlı dul kadının, masonik sembollerinin, evin gizemli kokusunun ve anahtar mücadelesinin ayrıntıları. · Afgan kadınla yaşanan ev sahipliği hikâyesi: Halı satan, yemek pişirmeyi gözetleyip eleştiren bir kadın. Mutabakani bunu acıyla karışık ironik bir dille anlatır: “Bana ve eşime, sanki çölden, develer ve kumlarla dolu bir diyardan gelmişiz de ocak ve teflon tava kullanmayı bilmiyormuşuz gibi baktı ve temizlik ile düzen konusunda bize talimatlar yağdırmaya başladı. Başka çaremiz olmadığı için tüm bu emirlere katlandık.” Ardından esprili bir şekilde ekler: “Bir gün karides aldığımızı görünce, ‘Siz karides yiyorsunuz da Afganistan’ın çocukları bir lokma ekmeğe muhtaç!’ dedi. Ama kocası dönünce, kocaman karideslerle geldi.” Bu hikâyeler kitaba canlılık ve hareket kazandırır ve okuyucunun kitaba kuru bir akademik çalışmadan çok, sürükleyici bir roman gibi bağlanmasını sağlar. Sekizincisi: Net Siyasi Duruş… Hiçbir Endişe Olmadan Mutabakani’nin net siyasi duruşları vardır ve bunları cesurca ve sorumluluk bilinciyle ortaya koyar: · İsrail’i yayılmacı bir sömürge devleti olarak eleştirir, işkence raporlarına (B’Tselem raporu) atıfta bulunur ve Arap medyasının bu raporlar karşısındaki tutumunu sorgular. · Hizbullah ve İran’ı eleştirir, “kutsal direniş” mantığını reddeder ve Şiilerin tarihine ve tutumlarına atıfta bulunur. · Filistin davasını savunur ve adaletin gerekliliğini vurgular. · İslam’ı, Batılı eleştirilere ve içerideki Batı hayranı “seküler” yazarlara karşı savunur. Ancak bunu tarafsız bir akademisyenin duruşuyla, bağnazca değil, yapar; oryantalistlerden (Tim Niblock gibi) alıntılar yapar ve onlarla açık bir diyalog içinde tartışır, farklı görüşlerle karşılaşır ve onlara nezaket ve saygıyla yaklaşır. Dokuzuncusu: İnce Bir Davet Metodu… Sözle Değil Hal ile Dikkat çekici olan şey, Mutabakani’nin bir tür hal ile davet (tebliğ) uygulamasıdır; okuyucuya vaaz vermez ya da faziletleri yüksek sesle telkin etmez, ancak kitabın sayfaları boyunca İslam’ın Batı’nın sorunlarına nasıl pratik bir çözüm olabileceğini rahatça gösterir: aile sistemi, zekatın sosyal adalet olarak uygulanması, helal gıda, büyüklere saygı, çocuğa gösterilen özen ve her şeyde itidal. Bu tür bir davet, doğrudan vaazdan ziyade gerçekçi karşılaştırmalardan doğduğu için çok daha derin ve kalıcı bir etkiye sahiptir. Onuncusu: Çıkarılacak Dersler Okuyucu bu kitaptan derin hayat dersleri çıkarabilir: · Sabır ve azmin önemi: Yazarın ev arayışı, vize engellerini aşması ve yetersiz finansa rağmen akademik araştırmaya devam etmesi, güçlü iradenin örnekleridir. · Ailenin değeri: Karısı ve oğluyla olan ilişkisi, gurbet karşısında dayanışma ve anlayışın bir modelini gösterir. · Başkalarını eleştirmeden önce özeleştirinin önemi: Bir Müslüman ya da Arap, önce kendi kusurlarını dürüstçe eleştirmedikçe Batı’yı etkili bir şekilde eleştiremez. · Batı’ya dengeli bakış: O ne cennettir ne cehennem, aksine içinde iyilik ve kötülük, örnek alınacak ve ibret alınacak yönler barındıran karmaşık bir gerçekliktir. · Yazma ve belgelemenin değeri: Kitabın kendisi, yazarın günlük yazma alışkanlığına bağlı kalmasının ve bu güzel alışkanlıktan vazgeçmemesinin bir meyvesidir. Sonuç: “İngiliz Diyarına Yolculuklarım” ne salt bir gezi kitabıdır, ne akademik bir araştırmadır, ne de vaaz metnidir; aksine tüm bu türlerin, sürükleyici bir anlatı kalıbı, samimi bir ruh ve olgun bir vizyon içinde eşsiz ve güzel bir harmanıdır. Mutabakani, İngiltere’ye yalnızca onu keşfetmek için gitmedi; aynı zamanda kendini keşfetmek, inancını sınamak, sabrını ölçmek ve kimliğini pekiştirmek için gitti. Her zor durumda, her derin tefekkürde ve her Doğu-Batı karşılaştırmasında, inancını samimiyetle yaşamaya, insanlığını özgürce uygulamaya ve hakkı korkusuzca savunmaya çalışan bir adam buluruz. Dininden emin, aşağılık kompleksine kapılmayan ve aşırılığa sapmayan bir Müslüman olarak yazar; zihnini kapatmayan ve başkası içinde erimeyen, açık fikirli bir Arap entelektüeli olarak yazar; ailesini seven, bürokrasiden muzdarip ve daha iyi bir gelecek hayali kuran bir insan olarak yazar. Bu nedenle bu kitap, okunmayı, incelenmeyi ve çağdaş seyahatname edebiyatında örnek alınmayı hak etmektedir. Bu, en zor ve en önemli yolculuk hakkında bir kitaptır: İnsanın kendini diğerinin aynasında anlama yolculuğu, Müslümanın kapanmadan varlığını kanıtlama yolculuğu ve entelektüelin yıkmadan yapıcı eleştiri yapma yolculuğu. Batı’ya ya aşırı hayranlık duyan ya da ona aşırı öfkelenen yazıların çoğaldığı bir dönemde, Dr. Mazen el-Mutabakani, bir gezginin kalemi, bir babanın yüreği, bir araştırmacının zihni ve mümin bir ruhla yazılmış, denge ve tarafsızlığın nadir bir örneğini sunuyor. Bu eşsiz karışım, bu kitabı anılardan çok daha fazlası yapıyor; Doğu ile Batı arasında dürüst bir medeniyet diyaloğunun mümkün olduğuna dair canlı bir tanıklık. Peki biz, Arap ve Müslüman okuyucular olarak, kendimize Mutabakani’nin cesaretiyle bakmaya, başkasına onun tarafsızlığıyla yaklaşmaya ve seyahatlerimizi onun samimiyetiyle yazmaya hazır mıyız? Cevap, bu güzel kitabın iki kapağı arasında gizli. Bilgi ve seyahat sever herkesi bu kitabı edinmeye, okumaya, tefekkür etmeye ve ondan faydalanmaya davet ediyoruz. Zira sayfalarında hikmet, satırlarında zevk, tefekküründe ibret ve samimiyetinde örnek vardır. "Ve mâ acebî enne’n-nisâe tercellet... ve lâkin te’nîsu’r-ricâli ‘acîb" (Kadınların erkekleşmesine değil, erkeklerin kadınlaşmasına şaşarım) Mutabakani, bu dizeyle fıtri bir sapmaya işaret eder; ancak tüm kitabı boyunca sapmanın yalnızca görünüşte değil, samimiyet, adalet ve merhamet yoksunluğunda olduğunu kanıtlar. Biz de bu yolculukta ona eşlik eder, başkalarının gözleriyle değil kendi gözlerimizle bakmayı ve ödünç alınmış kalemlerle değil, yüreklerimizle yazmayı öğreniriz. Allah Dr. Mazen el-Mutabakani’yi korusun, ömrünü itaatle uzatsın, çabalarını mübarek kılsın, kitapları ve araştırmalarıyla faydalı eylesin ve ona da bize de doğruluk ve itidal yolunu ilham etsin. Salât ve selâm efendimiz Muhammed’e, âline ve ashabının tamamına olsun. Nimetleriyle iyiliklerin tamamlandığı Allah’a hamdolsun PROF.D.SHADI ARAKI